Kategoriler
Yaşam

Evde Konserve yapanların dikkat etmesi gerekenler

Düzenli ve dengeli beslenmek, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken konuların başında geliyor. Sebze ve meyveler de bu beslenme düzeninin temelini oluşturuyor. Ancak her mevsim istediğimiz sebze ve meyveleri bulmak mümkün olmuyor. Sevdiğimiz sebzeleri, dört mevsim keyifle tüketmenin yolu ise konserve yapmaktan geçiyor. Domates ve kırmızı biber gibi çok fazla tüketilen sebzeleri konserve olarak yapmak ise yemek yaparken zaman da kazandırıyor.

Peki kış mevsiminde sağlıklı bir şekilde konserve hazırlamak için nelere dikkat edilmeli?

Tekzen, konserve yapımıyla ilgili püf noktalarını şöyle sıralıyor;

Sağlıklı ve doğru bir konserve için öncelikle kaliteli malzemeden üretilen cam kavanozlar edinmek gerekiyor.

Ayrıca kavanoz kapakları da çok önemli. Seçilen kapaklar kalitesiz ve bozuk olursa konserveleme işleminden sonra akıntı, sızıntı oluşmasına ve hava almasına dolayısıyla içindeki ürünün bozulmasına neden olabilir.

Sağlığınız için konservelerinizi koyacağınız kavanozları öncesinde kaynatarak dezenfekte edebilirsiniz.

Konserve yapımında en temel konu taze ve olgunlaşmış sebzelerin seçilmesidir. Aksi takdirde konservelerin bozulma, çürüme yapması kaçınılmaz olur.

Sebzelerin uygun şekilde temizlenmesi konserve işleminin en önemli konularından biridir. Sebzeleri yıkamadan kullanmak konservelerinizde bakteri birikimine neden olabilir.

Sebzeleri yıkayıp istediğiniz boyutta doğradıktan sonra düşük ısıda soteleyerek, sıcak bir şekilde kavanozlara doldurup kapaklarını kapatabilirsiniz. Kapakların hava almamasına özellikle dikkat etmek gerekiyor. Eğer kapaklar düzgün kapatılmazsa konservelerin çabuk bozulma olasılığı bulunuyor.

Sebzeleri sıcak şekilde kavanoza koymak konservelerin ömrünün çok daha uzun olması için önemli. Kavanozları ters çevirerek herhangi bir akma, sızıntı olmadığına da emin olmalısınız.

Kategoriler
Yaşam

COVID Aşısı Önce Hangi Ülkelere Dağıtılacak

COVID-19 pandemisi, dünya çapında ekonomik, sosyal ve sağlık alanında krizlere sebep oldu. Bu krizlerle mücadele etmenin en gerçekçi yollarının başında ise virüsü etkisiz hale getirecek bir aşının geliştirilmesi geliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şu anda geliştirilmekte olan 100’den fazla COVID-19 aşısı adayı var ve bunların bir kısmı insan deneme aşamasında. Geçtiğimiz günlerde, ara değerlendirmeler sonucu bir firmanın geliştirdiği COVID-19 aşısının beklenen etki değerine ulaştığı bildirildi. Bunun yanı sıra COVID-19 aşısı için çalışmalarını sürdüren farklı ülkelerden de umut vadeden haberler gelmeye devam ediyor. Ancak aşının ne zaman ve nasıl bir planlama dâhilinde yaygınlaştırılacağı henüz belirsizliğini koruyor.

Koas ve Eşitsizlik

Türk Eczacılar Birliği’nden yapılan açıklamada, “Aşı çalışmalarında gelinen nokta umut verici olmakla birlikte; ülkelerin aşıya erişim sıralamasının nasıl belirleneceği, gelişmekte olan ya da yoksul ülkelerin aşıya nasıl ulaşacağı gibi pek çok soruyu da beraberinde getirdi” denildi. “Cevapları muallak olan bu soruların ise gelecekte pek çok kaosa ve eşitsizliğe neden olabileceğinden endişe ediyoruz” diyen birlik yetkilileri, “Bunun önüne geçmek adına bilimsel işbirliğinin önemi anlaşılmalı ve herkesin aşıya erişim hakkı patente kurban edilmemelidir. Bir yıla yakın bir süredir pandemiyi deneyimliyoruz, pandeminin tek başına bir ülke ya da birkaç ülke ile kontrol altına alınamayacağı aşikârdır. Türk Eczacıları Birliği olarak “öncelikli ülke” kavramlarının rafa kaldırılarak uluslararası işbirliği ve ortak çabaya dayalı küresel çözümlerde buluşulması gerektiğini savunuyoruz. Bu sebeple aşının sağlık çalışanlarını önceliklendirecek, avantajsız gruplar ve yoksul bölgeler geride bırakılmayacak şekilde dağılımı çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Açıklama şu ifadelere yer verildi, ”

Aşıya erişimin temel bir sağlık hakkı olduğundan ve herkes aşıya erişene kadar kimsenin güvende olmayacağı gerçeğinden hareketle;

  • Tüm ülkeler ve vatandaşlara yetecek sayıda ve hızda aşı üretimi için gerekli altyapılar uluslararası kuruluşlarca desteklenerek oluşturulmalıdır.
  • Firmalar COVID salgını sırasında tüm patent ve fikri mülkiyet haklarından feragat etmelidir.
  • Aşı fiyatları insan sağlığı önünde engel olmamalıdır. Aşılar ve COVID’de kullanılan tüm ilaçlar her koşulda, herkes için kamu tarafından ücretsiz bir şekilde sağlanmalıdır.
  • Aşı ülkelerin ekonomik durumlarına göre fiyatlandırılmalı, üreticiler tarafından yoksul ülkelere ücretsiz olarak sağlanmalıdır.
  • Üretilen tüm aşıların uluslararası dağıtımı Dünya Sağlık Örgütü tarafından planlandığı gibi yapılmalı ve ülkelerin aşı dağıtımı planları da DSÖ tarafından denetlenmelidir.
  • Tüm ülkelerde aşı kamu sağlık otoritesi tarafından, belirli bir planlama dahilinde ve denetlenerek dağıtılmalıdır.
  • Adil bir aşı tahsis mekanizması kurgulanmalı, öncelikli risk grupları tüm dünyada eşzamanlı olarak aşıya erişebilmelidir.(BSHA- Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)
Kategoriler
Yaşam

Koronadan Korunmak İçin Neler Doğru Neler Yanlış

“Pandeminin E Hali, Eczacılıkta Güncel Gelişmeler” Sempozyumu, 18-21 Kasım 2020 tarihleri arasında Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) tarafından online olarak gerçekleştirildi.

“PANDEMİ NASIL GİDİYOR? BİZİ NELER BEKLİYOR?”

Covid 19 pandemisinin ülkemizde 8. ayında olduğunu, yaz dönemi vaka sayısında bir miktar azalma olmasına karşın sonbaharla birlikte vaka ve hasta sayılarında belirgin artış yaşandığına dikkat çeken Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Cankurtaran, “Kuzey yarımküre ülkelerinde kışın etkisi ile hem Covid vakaları hem de Covid’le karışacak nezle, grip üst solunum yolu enfeksiyonu vakaları artacak. Şu aşamada İstanbul başta olmak üzere ciddi bir artış var. Tüm sağlık personeli özveri ile çalışıyor. Eczacılarımız da Covid sürecinde olağanüstü gayret içerisindeler. Pandemi önümüzdeki günlerde ve özellikle kışın belirgin artacak. Okulların açılması, sosyal hayatın maalesef devam ediyor olması, iş yaşamının sorunları, insanlarımızın bir kısmının tedbirleri bırakmış olması vaka sayılarını arttırıyor. Hastanelerde yoğun bakım başta olmak üzere doluluk olanları artıyor. Maske, mesafe ve hijyen tedbirlerine uymak çok önemli. Son açıklanan kısıtlamalarla birlikte, önümüzdeki günlerde daha fazla da önlem alınması gerekebilir.” dedi.

“BU KIŞ BAĞIŞIKLIĞIMIZI DAHA İYİ KORUMALIYIZ”

Aşı çalışmalarının sürdüğünü, 2 aşıda faz3 çalışmaları erken sonuçlarının olumlu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Cankurtaran, “Tüm sonuçları alınınca aşının 2021 başından itibaren yapılabilir olacağını düşünüyoruz. Tedavi konusunda remdesivir dışında olumlu sonuçlar şu aşamada yetersiz. Çok sayıda ilaç çalışması sürüyor. Antikoagulan ve antiagregan kan sulandırıcıların Covid tedavisinde yeri ön plana çıktı. Maalesef grip aşısı yeterince yok. Bağışıklığın korunması bu kış daha da önemli olacak. Egzersiz, uyku, dengeli beslenme ve stresin azaltılması bağışıklık sisteminin en iyi dostları.” dedi.

“CORONA’DAN KORUNMAK İÇİN NE KULLANALIM, NELER DOĞRU, NELER YANLIŞ?”

Prof. Dr. Cankurtaran, Corona’dan korunmak için herkesin ek bir şeyler kullanmak istediğini, ancak bu ek destek ürünlerinin aslında daha çok grip, nezle ve benzeri üst solunum yolu enfeksiyonlarında çalışmaları olan ürünler olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Çok sayıda ürün var. Çoğunun yeterince çalışması yok ve rutinde önerilmiyor. 2020 yazında NEJM (en ünlü prestijli tıp dergilerden) tıp dergisi Corona tedavisinde kullanılan ilaçlardaki kısıtlılıklar ve kanıt düşüklüğü sebebi ile bu destek ürünlerinin de mutlaka incelenmesi ve çalışması gerekliliğini içeren bir yazı yayınladı. Destek ürünü çalışmaları arttı, ancak henüz Corona’dan şu kesin korur dediğimiz bir molekül yok. Vitamin D düşük olan kişilerde Covid infeksiyonu daha sık ve daha ağır geçiyor. Bu sebeple vitamin D kullanımı, en azından idame dozda oldukça önemli ve yararlı.

Yüksek doz vitamin C ve Çinko konusunda çok fazla üst solunum yolu enfeksiyonu korunma verisi var. Covid hastalarında çinkonun rolü ile ilgili yayınlar var. Çinko ve vitamin C desteği akma covid korunması için yararlı olabilir. Bu konuda elimizde yeterince kanıt olmamakla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonu çalışmaları, Covid hastalarında yapılmış küçük yayınlar kullanım yönünde bir seçenek olarak yer tutuyor.

Covid ile yatan hastalarda da parenteral formu uygulanıyor. Çinko Covid’den korunmada etkinliği net gösterilmese de ÜSYE virüsünün çoğalmasını üst solunum yolu enfeksiyonlarında sağladığı gösterilmiş bir molekül Covid hastalarında yüksek doz çinko kullanımın etkili olabileceğine dair yayınlar var.

Curcumin (zerdeçal) Covid hastalığı için son günlerde yayınları çıkmaya başlayan destek ürünlerinden, ancak daha fazla çalışma ve yayına ihtiyaç var. Karamürver ekstrelerinin üst solunum yolu infeksiyonları(ÜSYE) ile ilgili yayınları var. ÜSYE süresini kısaltıyor. Ancak Corona’da yayını yok. Glutatyon kuvvetli bir antioksidan, enfeksiyonlarının önlenmesi ile ilgili yayınları var. Glutatyon özellikle hastalık sırasındaki sitokin fırtınasının önlenmesinde kullanılabilir şeklinde yayınlar var ama rutin öneride yok Resveretrol enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde çalışmaları olan bir başka molekül. Covid korunması ve tedavi amaçlı popüler olmuş ancak yayınları yetersiz. Vitamin D etkili olması için yeterli miktarda magnezyum almak önemli. Yine magnezyum infeksiyonların önlenmesinde yayınları az da olsa önde gelen moleküllerden.

Beta glukan yine üst solunum yolu enfeksiyonları için sık kullanılan, ayrıca Covid sırasında gelişebilecek pıhtılaşma problemleri için az sayıda yayını olan bir başka molekül. Omega 3 pnömoni gelişimin azaltılmasındaki ve akciğer ağır hasarı gelişen kişilerde etkisi olabileceğine dair kısıtlı yayınları olan ancak Corona için çalışmaları henüz yetersiz bir başka molekül. Probiyotikler ve infeksiyon ilişkisi solunum yolu infeksiyonlarında yapılmış. Ancak Corona ile ilgili olumlu olabileceğine dair yayınlar var, yetersiz yayın.

Probiyotiklerin Corona ile savaşta tedavilere eklenerek verilebileceğine dair kısıtlı yayınlar var. İnfeksiyonun şiddeti, önlenmesi ve sonrası komplikasyonlar için etkili olabilir ancak rutin öneri yok. Henüz, Vitamin D ve kısmen Çinko dışında ön planda molekül yok. Hiç birisi mutlak öneri değil. Olası zararları önemli. Bu sebeple Hekim veya Eczacı önerisi ile kullanılabilir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Yaşam

Koronavirüs Aşısı Genetik Yapımızda Değişiklik Yapmaz

Pandemi döneminden çıkarılması gereken dersler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, inaktif virüs aşısının insanın genetik yapısında bir değişikliğe yol açmayacağını söyledi.

Yeni akademik yılın ilk dersini veren Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi, Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aşı Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Levent Akın da pandemilerin ancak aşıyla bitirileceğini söyledi. Dünyada 180’in üzerinde ülkemizde ise 12 aşı çalışmasının devam ettiğini belirten Prof. Dr. Levent Akın, ülkemizde inaktif virüs aşısının çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, Aralık ayında uygulanmasını beklediklerini ifade etti. Aralık ayında 1 milyon dozun Türkiye’ye geleceğini tahmin ettiklerini kaydeden Akın, inaktif virüs aşısının genetik yapıda değişiklik yapmadığını da söyledi.

Üsküdar Üniversitesi 2020-2021 Akademik Yıl Fi-jital Açılış Töreni, pandemi önlemleri çerçevesinde çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında 2020 – 2021 Akademik Yıl açılış töreninin pandemi gölgesinde gerçekleştirildiğini belirterek pandeminin ciddi bir şekilde herkesi etkilediğini söyledi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “9 yılda çok önemli büyüme yaşadık”

Üsküdar Üniversitesi’nin 22 bin öğrencileri olduğunu, vakıf üniversitesi olarak 9 senede ciddi ve hızlı bir büyüme yaşadıklarını ve altyapılarını genişlettiklerini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversitelerin dört ayağı bulunduğunu hatırlattı. Birinci ayağın üniversite denildiğinde anlaşılan eğitim ayağı, ikinci ayağın AR-GE çalışmaları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “AR-GE ile ilgili daha yeni bir yapılanma hayata geçirdik. AR-GE’ye yönelik politikalarla ilgili ayrı bir birim kurduk. TÜBİTAK’ın yeni açıkladığı üniversitelerin yetkinlik hacimleri ve kaliteleri ile ilgili grafikte nörobilim, psikiyatri ve psikoloji alanlarında ilk sırada yer aldık. Diğer alanlarda da yayın kalitesi, yaptığı projeler ve diğer akademik etkinlikler açısından TÜBİTAK’ın istatistikleri bizi sevindirdi. Tabii devam etmek gerekiyor, sürdürülebilirlik önemli. Bir üniversitenin üçüncü ayağı bilgiyi ürüne dönüştürmesi. Yaptığı bilgiyi ticarileştirmesi, sanayi ile iş birliği yapabilmesidir. Bir üniversite bunu yapamazsa, sadece bilgi üreten ama topluma faydalı olmayan bir üniversite olur. Bilimin geleceğine katkı sağlaması gerekiyor” dedi.

“Sosyal projeleri hayata geçiriyoruz”

Üniversitelerin bir diğer görevinin de toplumu bilgilendirmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bununla ilgili sosyal projeler gerçekleştiriyoruz. TÜBİTAK sosyal projelerle ilgili daha çok bütçe ayırdı. Bu alanda çeşitli çalışmalarımız var.Aileler Üniversitede, Gençler Üniversitede tarzında lise öğrencilerine ve ailelere üniversite ortamında eğitimlerle ilgili projelerimiz var. İstanbul Valiliği ile Aileler Üniversitede projesi için protokol imzaladık. 24 Kasım’da başlayacak projede birçok aileye dokunacağız” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Yaşam

Yeterli ve düzenli uyku bağışıklığı güçlendiriyor

Kış aylarına girmeye hazırladığımız bu dönemde görülen değişken hava insanların ruhsal durumunu etkilemekle birlikte çeşitli hastalıklara yakalanma riskini de artırabiliyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr.Veysel Umut Sadıkoğlu “Aslında mevsimden bağımsız olarak bağışıklığımızı her zaman güçlü tutmalıyız. Ne kadar güçlü bir bağışıklık sistemimiz var ise o kadar hastalıklara karşı gücümüz var demektir” diyor.

Havaların giderek soğuduğu şu günlerde hüzünlü, kasvetli, bol bulutlu havaları ile uyanmaya başladık. Kış ayları denince yüzümüzü güldüren hatıraların yanında aklımıza öksürük, burun akıntısı, doktor odaları, iğneler ve serumlar da geliyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr. Veysel Umut Sadıkoğlu, yılların verdiği tecrübelere rağmen bu kısır döngüden kurtulamayan birey sayısının azımsanmayacak seviyede olduğunun altını çiziyor.

Yeterli ve düzenli uyku ile bağışıklığı güçlü tutabilirsiniz

Hastalıklara yakalanmada bağışıklığın önemli bir rolünün olduğunu belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr. Veysel Umut Sadıkoğlu, bağışıklığı güçlü tutmak için önce uykuya önem verilmesi gerektiğini söylüyor. Yeterli ve düzenli uykunun önemine dikkat çeken Sadıkoğlu, aynı saatte uyuyup uyanmak gerektiğini ve uykuda karanlık, sessiz, rahat bir ortamın tercih edilmesinin gerektiğini anlatıyor. Fiziksel aktivite, haftanın en az 3 günü 45 dakikadan az olmayan egzersizler de sağlığımızı için büyük önem taşıyor. Dr. Sadıkoğlu “Mümkünse açık havada, oksijeni bol bir bölgede spora uygun kıyafetler ile tok olarak egzersiz yapmaya çalışılmalı” diyor.

Bağışıklıkta beslenmenin yeri çok büyük

Beslenme düzenimizi proteini bol ürünlerden seçerek, kırmızı et, yumurta, peynir, süt gibi ürünleri yeterli miktarda tüketmemiz gerektiğini vurgulayan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr. Veysel Umut Sadıkoğlu, kızartma, kavurma yerine ızgara, haşlama ve fırın yemeklerinin tercih edilmesi gerektiğini söylüyor. Bağışıklığımızı güçlendirirken Omega-3’ten zengin balıkların ve ceviz gibi kuru yemişlerin tüketilmesi, yeterli vitamin alınması gerektiğini hatırlatan Dr. Sadıkoğlu, özellikle yüksek C vitaminine sahip turuncu meyve ve sebzelerin (portakal, mandalina, kivi, limon, kapya biber) beslenme planımızda olması gerektiğini belirtiyor.

En önemlisi mutluluk

Beta glutenin ana kaynağı tam tahıllar ve yulaf içeren bir beslenme tarzının benimsenmesinin bağışıklığı güçlendirmede fayda sağladığını bildiren DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr.Veysel Umut Sadıkoğlu, beyaz ekmek, makarna yerine tam tahıllı ekmekler ve bulgur tercih edilebileceğini söylüyor. “Bağışıklığımızı güçlendirirken aynı zamanda genç kalmamızı da sağlayacak glutatyon içeren avokado, brokoli, kuşkonmaz gibi ürünler tercih edilmeli” diyen Sadıkoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor: ”Çinko ve selenyum içeren deniz ürünleri, yağlı tohumlar beslenmede ihmal edilmemelidir. Yüzyılların bize öğrettiği probiyotik kaynağı olan fermente ürünler; kefir, turşu ve yoğurt gibi gıdaların günlük olarak tüketimine özen gösterilmeli. Bütün bunlar önemli ama en önemlisi mutluluk! Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız her derde derman olacaktır… ”

Kategoriler
Yaşam

Antibiyotik kullanımına dikkat

Covid-19 enfeksiyonunun tüm hızıyla devam ettiği bugünlerde, bir yandan da her sonbaharda olduğu gibi yine mevsimsel grip ve nezle gibi viral hastalıklar da kapıyı çalmaya başladı! Virüslerin neden olduğu hastalıkların en önemli özelliklerinin başında bulaşıcılığının çok fazla olması gelirken, tedavide bilinen bir ilacının olmaması da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Zira bu noktada pek çok kişi antibiyotiğe sarılarak fayda yerine daha fazla zarar görebiliyor! İşte, tüm dünyada 18 Kasım Antibiyotik Farkındalık Günü ile bilinçsiz antibiyotik kullanımının tehlikelerine karşı farkındalık yaratılması amaçlanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur “İnsanlık tarihinin önemli dönüm noktalarından biri; antibiyotiklerin bulunması ve böylece pek çok insanın hayatının kurtarılabilmesidir. Ancak enfeksiyonun nedeninin viral ya da bakteriyel kökenli olup olmadığının ayrımı için klinik ve laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır. Antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerekir, aksi takdirde çok ciddi zararlar verebilir” diyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, bilinçsiz antibiyotik kullanımının 5 önemli zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Direnç geliştiriyor

Antibiyotiğin aşırı ve yanlış kullanımı sonucu pek çok bakteri direnç geliştirmiştir. Yani antibiyotik işe yaramaz hale gelir. Bu durum enfeksiyonların tedavi edilememesine neden olur. Antibiyotikler gerekli olduğu zaman kullanılmalı ve önerilen tedavi zamanından önce kesilmemelidir.

Sindirim sistemini bozuyor

Bilinçsiz antibiyotik kullanımı; bulantı, kusma, şişkinlik ve karın ağrıları başta olmak üzere sindirim sisteminin dengesini bozarken, ishale yol açabilir. Ayrıca ağızda yara, diş renginde değişmeye neden olabilir.

Bağışıklık sistemine zarar veriyor

Bağırsak mukozamızdaki yararlı mikropları öldürerek mukozal bağışıklığı bozabilmekte ve yeni enfeksiyonların gelişmesine neden olabilmektedir. Alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında artışa yol açabilir. Derideki kaşıntı ve döküntülerden başka öksürük nefes darlığı gibi ileri alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Metabolik sorunlara ve obeziteye yol açabiliyor

Özellikle çocukluk çağında yanlış kullanılan antibiyotikler bağırsak floramızı bozarak emilim sorunları yaratmakta ve diyabet hastalığı zemini oluşturup obeziteye neden olmaktadır.

Karaciğer ve böbrek yetmezliğine zemin hazırlıyor

Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur ”Antibiyotikler vücuttan karaciğer ya da böbrek yolu ile atılır.Pek çok ilaç karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını bozmakta ve yetmezliğe neden olabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonu ile mücadele ettiğimiz bugünlerde, bir yandan da sonbaharın kendine özgü hastalıkları ile karşı karşıya kaldığımızda hemen antibiyotiğe sarılmak fayda yerine zarar verecektir. Virüslerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde antibiyotikler etkili değildir. Antibiyotikler bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonların tedavisinde etkilidir. Ancak kesinlikle hekimin gerekli gördüğü durumlarda kullanılmalıdır” diyor.

Kategoriler
Yaşam

KOAH Hastalarına Dışarı Çıkmayın uyarısı

Akciğerlerde bronş adı verilen hava yollarının tıkanmasına ve solunum güçlüğü, öksürük, nefes darlığı gibi şikayetlere yol açan kronik bir hastalık olan KOAH, çağımızın en önemli hastalıklarından biri olmaya devam ediyor. Sigara kadar hava kirliliğinin de bu hastalığa davetiye çıkardığını dile getiren TÜSAD KOAH Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Arzu Mirici, bu hastalığın ortaya çıkmasının solunan havanın kirlilik miktarı ve süresi ile ilişkili olduğunu söyledi.  Dr. Mirici, “Koahlı hastalar dışarıya mümkün olduğunca çıkmamalı” dedi.

Her yıl Kasım ayının üçüncü çarşambası Dünya KOAH Günü olarak kabul ediliyor. Dünyada 600 milyon insanı etkisi alan KOAH, en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak biliniyor. Bu yıl 18 Kasım’a denk gelen Dünya KOAH Günü nedeniyle bir açıklama yapan, TÜSAD KOAH Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Arzu Mirici, bu hastalık açısından havanın önemine dikkat çekti.

KOAH’ın soluğumuz havanın kalitesini etkileyen her türlü faktörle ilişkili olduğunu vurgulayan Mirici şu bilgileri verdi: “Hastalığa neden olan faktörler; başta sigara olmak üzere havayı kirleten unsurlar. Sanayileşme ve taşıt egzosları ile oluşan kirlilik özellikle büyük kentlerde önemli olurken, kırsal alanda partikül ve gaz kirliliği çeşitli nedenlerle sorun olabiliyor. Bunların başında pişirme ve ısınma maçlı yakıt kullanımı ve hayvansal ürünler geliyor. Hava kirliliği ile mücadelede, kirlilik kaynaklarını kontrol etmek kadar ormanların korunması ve artırılması da önem taşıyor. Özellikle partikül (parçacık) kirliliği ile başa çıkmada ormanların ve genel anlamda yeşil alanların katkısı çok önemli.”

KOAH daha çok 40 yaş sonrası hastalığı olarak algılansa da erken yaşlarla da görülebildiğine dikkat çeken Mirici, “Bu hastalığın ortaya çıkmasında solunan havanın kirlilik miktarı ve süresi ile ilişkisi var. Kirli bir havayı uzun süre soluma halinde hastalığın daha genç yaşlarda görülmesi beklenebilir. Ayrıca kişisel duyarlılıkta önemlidir. Bazı kişiler daha erken hastalığa yakalanabilir” diye konuştu.

ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIK

“KOAH soluduğumuz hava kalitesinin özellikle insan eliyle bozulması sonucu ortaya çıkan önlenebilir bir solunum hastalığıdır” diyen Mirici, sözlerine şöyle devam etti: “KOAH bağışıklık sisteminin bozulan hava kalitesine verdiği yanıttır. Sadece akciğerlerimizin değil vücudun tüm organlarının etkilendiği sürekli bir hastalıktır. O nedenle bir taraftan soluduğumuz havanın kalitesini iyileştirirken diğer yandan bağışıklık sistemimizi doğru yöntemlerle desteklemek gerekir. Bunlar; yeterli ve dengeli beslenme, sağlıklı bir uyku süreci, yaşa ve bedene uygun egzersiz ile stresle başa çıkmayı öğrenmek olmalıdır. Akciğer sağlığımızı korumak için öncelikle genel sağlığımıza dikkat edilmeli, dengeli ve sağlıklı beslenmeli, tütün ve tütün ürünlerinden kaçınmalıyız. Zararlı olabilecek iç ortamlardaki hava kirliliği önlenmeli, açık ortamlardaki hava kirliliğinden uzak durulmaya çalışmalıyız. İnfeksiyonlardan korunmak amacıyla aşılama programına uyulmalıdır. Yaş, cinsiyet ve fiziki duruma uygun olarak düzenli egzersiz yapmalıyız.

KOAH HASTALARI DIŞARI ÇIKMAMALI

Bu arada KOAH hastaları kısıtlı akciğer kapasiteleri nedeniyle COVID-19 infeksiyonunu daha ağır geçirdiklerini hatırlatan Mirici, şu tavsiyelerde bulundu: “KOAH hastası ve birlikte yaşadığı kişiler genel önlemlere sıkı sıkıya uymalılar. KOAH hastaları ilaçlarını düzenli olarak kullanmaya devam etmeli. Dışarıya mümkün olduğunca çıkmamalı ve ev egzersizlerini de ihmal etmemeli. Eller (hasta ve yakınları da) düzenli olarak yıkanmalı, sosyal mesafeye özen gösterilmeli, sık sık temas edilen yüzeylerin temizliği sağlanmalı, eller yıkanmadan yüze temas edilmemeli, kişi hapşırınca mutlaka tek kullanımlık kağıt mendile, bulamıyorsa dirsek içine hapşırmalı, kağıt mendil ise hemen atılmalı.”

TELE-MEDICINE UYGULAMALARI DEVREYE GİRMELİ

Pandemi nedeniyle çok yoğun bir şekilde bir akciğer enfeksiyonu sorunu ile karşı karşıya geldik. Bu tarz bir hastalık kış aylarında görece nadir gördüğümüz, bu kadar fazla bir arada görmediğimiz bir hastalık şekliydi. Akut bir tablo olması nedeniyle tüm ilgi bu hastalığa yöneltildi. Tüm sağlık çalışanları, tüm sistem bu hastalık için organize edildi ve en iyi şekilde sonuç almaya çalıştık. Ülke çapında ve hatta uluslararası meslektaşlarımızla bilgi ve deneyim paylaşımı yaparız süreci en uygun şekilde kontrol etmeye çalışıyoruz. Bazı sağlık kuruluşlarının sadece pandemi hastalarını izlemesi nedeniyle; özellikle kanser ve KOAH gibi bazı akciğer hastalarının takiplerinde aksama olabileceği endişesini yaşadık. Bunlarla ilgili çalışmalar yapmak ve uzaktan sağlık (tele-medicine) uygulamalarını hayata geçirmek için çaba sarf ediyoruz. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Yaşam

Çocuğunuz Gözlerini çok ovuşturuyorsa dikkat

Çocuğunuzun göz sağlığı ilgili ihmalleri ileride hiç de istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Doğumdan itibaren göz muayenesinin çok önemli olduğunu söyleyen Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tuğrul Altan özellikle okul zamanı çocuklarda göz ardı edilen göz sağlığının çocuğun başarısını etkileyebileceğini söylüyor.

Gözlerini çok ovuşturuyorsa dikkat

Erken tanı tıbbın tüm diğer alanlarında olduğu gibi göz hastalıklarında da büyük önem taşıyor. Bunların başında miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurları gelir. Eğer varsa okul çağı öncesi bu sorunların saptanması çocukluk çağında mümkün olduğu halde ileri yaşlarda tedavisi mümkün olmayan göz tembelliğine bağlı kayıpların yaşanmasına engel olur. Gözlerdeki kaymalar da bazen ebeveynler tarafından net olarak anlaşılamayabilir. Düzeltilmemiş kaymalar da görme fonksiyonunda ileri yaşlarda düzeltilemeyecek kayıplara neden olabilir. En çok bilineni televizyonu yakından izlemektir. Fakat bu, TV’yi yakından izleyen tüm çocukların kırma kusuru olduğu anlamına gelmez. Çocuklar izledikleri şeye konsantre olabilmek için de yaklaşır. Çocuğun uzaktaki nesneleri ayırt edememesi en önemli bulgudur. Fakat bazen dikkat eksikliği, ilgisizlik görme bozuklarıyla karıştırılabilir. Kreş öğretmenleri çocuğun görmesini bazen aileden daha iyi değerlendirebilir. Çocukların gözlerini sık ovuşturması, bir yere dikkatli bakarken gözlerini kısması, normalden fazla ışık hassasiyeti ve aşırı sulanma da göz bozukluklarına işaret edebilen diğer bulgulardır.

Görme kalitesi yaşam boyu başarıyı etkiler

Görme derecesi ve kalitesinin yüksekliği; görsel uyaranların daha iyi, daha hızlı ve daha doğru şekilde algılanmasını sağlar. Bu da yalnızca okulda değil, tüm alanlarda ve yaşam boyunca başarıyı etkiler. İyi görme hedeflenen nesnenin görüntüsünün hızlı ve doğru bir biçimde beyne aktarılmasını ve bilginin işlenmesini sağlar. Bu da öğrenmenin hızını ve niteliğini olumlu yönde etkiler.

ÇOCUĞUNUZUN GÖZ SAĞLIĞINI KORUYUN

Tablete kısıtlama getirin: Uzun süre yakına odaklanmanın miyopinin gelişimini artırdığı biliniyor. Bu nedenle özellikle günümüzde çok kullanılan akıllı telefon, tablet ve bilgisayar kullanımına kısıtlama getirilmesi ve çocukların açık hava aktivitelerine yönlendirilmesi uygun olacaktır.
Elini gözüne sık götürüyorsa dikkat edin: Ellerin gözlere teması, göz enfeksiyonlarının oluşumunda önemli bir kaynaktır. Bu nedenle çocukların buna karşı uyarılması gerekir. Çocuk gözüne eliyle çok sık temas ediyorsa bunun nedeni göz muayenesiyle araştırılmalıdır.
Travmalara karşı koruyun: Çocukluk çağının en önemli sorunlarından biri de travmalardır. Travma evde, okulda veya sokakta olabilir. Eğitim ve alınacak basit koruyucu önlemlerle bu olayların çoğunun önüne geçilebilir. Bunlar delici, sivri, fırlatılabilen, patlayıcı maddelere çocukların ulaşımının ve oynamasının engellenmesi, çocukların oyun esnasında izlenmesi gibi önlemlerdir. Böyle bir olayla karşılaşıldığında da mutlaka bir göz muayenesinden geçilmesi gereklidir.
Aktivite öncesi önlem alın: Büyük çocuklarda spor aktivitelerinde, yapılan spora uygun önlemler alınmalıdır. Örneğin yüzmede konjonktivitten korunmak için yüzücü gözlüğü, teniste hem ultraviyole ışınlarını bloke eden hem de darbelere dayanıklı gözlükler gibi.

Kategoriler
Yaşam

Çocuklarda Diyabet Yüzde 50 Arttı

Çocuklarda görülen tip 2 diyabet hastalığının dünyada büyük bir hızla arttığını belirten uzmanlar, bunun en büyük nedenlerinden birinin obezite olduğunu söylüyor.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Sibel Karkaç, Dünya Diyabet Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Son 15 yılda çocuklarda tip 2 diyabet hastalığında yüzde 50 artış gözlenmiştir. Bundan 15-20 yıl öncesine kadar tip 2 diyabet 18 yaş altında ihmal edilebilecek kadar az görülüyordu ancak bu oranın obezitenin artması ile beraber arttığı düşünülmektedir. Etnik, coğrafi ve sosyoekonomik durumla ilgili farklılıklar da bu oranı etkilemektedir.” dedi.

Tip 2 diyabetin, insülin direnci varlığında salgılanan insülinin metabolik gereksinimi karşılayamaması sonucu geliştiğini söyleyen Karkaç, “Tip 2 diyabette insülin direnci genetik yatkınlık zemininde çevresel etmenlerle yavaş yavaş gelişir. Göreceli insülin eksikliği de tabloya daha sonra eklenir. Genellikle tabloya insülin direnci için tipik olan kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması, yüksek kan basıncı da eşlik eder. Yani bu hastalar genellikle ailelerinde diyabet öyküsü olan, şişman ve kolesterol yüksekliği ya da beraberinde kan basıncı yüksekliği olabilecek çocuklardır.” diye konuştu.

Açlık Şekerine Bakılmalı

Rutin çocuk sağlığı kontrolü için hastaneye gelen her çocuğun vücut kitle endeksinin hesaplanması gerektiğini söyleyen Karkaç, “Vücut kile indeksi 95 persentilin üzerindeki çocuklarda kolay yapılabilir bir tetkik olduğundan açlık şekerine bakılmalıdır.” dedi.

Çocuklarda görülen Tip 2 diyabetin tedavisi ile ilgili bilgiler paylaşan Karkaç haraketli yaşama dikkat çekti. Karkaç “Tip 2 diyabet tedavisinin amaçları kan şekeri düzeylerini ve vücut ağırlığını normal aralığa getirmek, hareketi arttırmak ve böylece gelişebilecek bozuklukları (hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, böbrek hastalıkları, uyku bozuklukları ve karaciğer yağlanması gibi) önlemektir.” diye konuştu.

Paketlenmiş ve Rafine Gıdalara Dikkat!

Tip 2 diyabetin tedavisinde en önemli konunun yaşam şekli olduğunu vurgulayan Karkaç “Hayat tarzı değişikliği ile karbonhidrat ve kalori alımının azaltılması, hareketli yaşamın benimsenmesi bu eğitimin en önemli parçasıdır. Beslenmenin düzenlenmesi ve egzersizin alışkanlık haline getirilmesi tedavinin vazgeçilmez unsurudur. Tedavinin başarısı için beslenmenin ailenin sosyoekonomik koşullarına uygun düzenlenmesi önemlidir. Şeker içeren içecekler ve hazır meyve sularının beslenmeden tamamen çıkarılması, meyve ve sebze alımının arttırılması, işlenmiş ve paketlenmiş ve rafine basit şekerlerden yapılmış gıdaların tüketilmemesi aileye anlatılmalı ve benimsetilmelidir.” dedi.

Hayat Tarzı Birden Değiştirilmemeli

Besinlerin cinsi kadar miktarlarının da önemli olduğunu söyleyen Karkaç, “Porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Daha çok ev yemekleri tüketilmelidir. Glisemik indeksi düşük gıdalar seçilmelidir. Örneğin beyaz un yerine tam buğday unu içeren gıdalar tercih edilmelidir. Geleneksel beslenme tarzımız, örneğin sebze ve eti birlikte içeren tencere yemekleri teşvik edilmelidir. Kahvaltı kesinlikle atlanılmamalıdır. Yemek, aile fertlerinin birlikte oturduğu masa etrafında bir sosyal etkinlik olarak düşünülmeli, kişisel belirli bir pay içinde ve yavaş yemek amaçlanmalıdır. Bu konudaki değişiklikler birden büyük değişiklikler şeklinde değil küçük adımlar ile başlamalıdır. Böylece önerilerin yapılabilirliği arttırılmış olur. Asıl önemli olan yapılan değişiklerin kalıcı olmasının sağlanmasıdır. Alınan besinlerin miktarı, cinsi ve öğün sayısı kayıt edilmelidir.

Günde En Az 1 Saat Egzersiz

Diyabet yönetiminin ana ayaklarından birinin egzersiz olduğunun altını çizen Karkaç, “Düzenli egzersiz, kardiyovasküler risk etmenlerini azaltır, kan şekerinin kontrolüne ve ağırlık kaybına yardım eder. Tip 2 diyabetli gençler günde en az bir saat egzersiz yapmaya yönlendirilmelidirler. Ailenin bu konudaki desteği çok önemlidir. Hareketli aile ekinlikleri ve daha küçük çocuklar için oyun aktiviteleri desteklenmelidir. Hareket programı da günlük çizelge oluşturulması ve bunun için ödül sistemi başarı için yardımcı olabilir. Diyet ve egzersizle kontrol altına alınamayan ve ilerleyen semptomlar varlığında tedaviye ilaç eklenebilir. Diyabetle yaşamayı öğrenerek toplumdaki sağlıklı diğer çocuklar ve gençler gibi başarılı ve mutlu bir birey olarak yer alabilirler.” diye konuştu.(BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Yaşam

Türk Tabipleri Birliği: Kış Ayı İle Bulaş Riski Artacak

Türk Tabipleri Birliği (TTB) COVID-19 İzleme Kurulu, Türkiye’de ilk COVID-19 vakasının resmi olarak açıklanmasından bu yana geçen 8 aylık süreci kapsayan değerlendirme raporunu, 11 Kasım 2020 tarihinde çevrimiçi düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

TTB’nin Youtube ve Periscope kanallarından canlı yayımlanan basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. İbrahim Akkurt ile TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Kayıhan Pala, Prof. Dr. Özlem Kurt Azap, Doç. Dr. Cahit Işık Yavuz ve Aslı Odman katıldı. Basın toplantısının açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, bir yandan aşı çalışmaları ile ilgili olumlu gelişmeler yaşanırken diğer yandan bu aşının sadece mutlu bir azınlığa ulaşabileceğinin tartışıldığını belirtti. Yoğun bakım servislerinde yer kalmadığı ve salgınla mücadelenin tedavi edici hekimlikle sınırlandığı günlerden geçildiğini ifade eden Korur Fincancı, tedbir amaçlı hızla alınması gereken önlemlerin sosyal devlet ilkesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nun hazırladığı “8. Ay Değerlendirme Raporu”nu ise Prof. Dr. İbrahim Akkurt sundu. Dünyada ve Türkiye’de COVID-19’a ilişkin güncel vaka ve ölüm sayılarını aktararak sunumuna başlayan Akkurt, Türkiye’deki gerçek durumun resmi verilerle halen görülemediğine dikkat çekti. “Turkuvaz tablo ile saha ciddi biçimde çelişmekte” diyen Akkurt, test sayısının kaç kişiye test yapıldığı bilgisini barındırmadığını, sağlık çalışanları başta olmak üzere risk gruplarının öncelikli ele alınmadığını, hasta sayısının hastaneye yatan kişileri mi yoksa PCR testi pozitif olanları mı gösterdiğinin bilinemediğini, ortalama temas süresinin ve filyasyon oranının gerçekle bağdaşmadığını ifade etti.

Kış Ayı İle Bulaş Riski Artacak

TTB Genel Yönetim Kurulu’nun 24 Ekim’deki toplantısında 23 ilden elde edilen verilere göre 20 binin üzerinde vaka sayısının tespit edildiğini söyleyen Akkurt, COVID-19’un özellikle emekçi kesim için dramatik sonuçlara yol açtığını dile getirdikten sonra TTB’nin taleplerini sıraladı. Pandemi sürecinde 1 milyon 60 bin sağlık çalışanının mücadele içinde olduğunu, bakanın ise sağlık çalışanlarına ilişkin verileri paylaşmadığını kaydeden Akkurt, COVID-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılmasına dönük 7 maddelik yasa tasarısı önerisini sundu. Akkurt’un sunumunun ardından COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri söz aldı. Prof. Dr. Özlem Kurt Azap çalışma yaşamının sıkıntılarının kış ile birlikte artacağını ve virüsün bulaş riskinin arttığını belirtti. Prof. Dr. Kayıhan Pala TTB’nin ikinci aydan bu yana saptadığı sorunlara ilişkin sunduğu çözüm önerilerinin karşılık bulmadığına ve bunun vaka-ölüm sayısını artırdığına dikkat çekti. Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz salgında ilk ayları anımsatan tehlikeli bir tırmanış olduğunu, kasım ayında nisan ayındakini de aşabilecek ölçüde hasta-ölüm sayılarının olabileceğini belirtip ekonomik-sosyal destekli kısıtlamaların bir an önce kararlaştırılması gerektiğini söyledi, yaşa dayalı ayrımcılığın sağlık sorunlarına etkilerini vurguladı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)